Rize 2. Bölüm

Rize gezisinin görsel şölene dönüştüğü günleri anlatmakla bitiremedim herkese. Hep de şunu ekledim "gerçekten gidin görün, aynı tepkiyi vereceksiniz." 

Yaylaları meşhur Rize'nin, örneğin Ayder Yaylası'nı bir çoğunuz duymuşsunuzdur. Popülaritenin el değmemiş doğa ile birleşmesinin sonucunu az çok tahmin edersiniz ama değil mi? O yüzden biz Mustafa'nın teyzesinin arıların daha lezzetli bal yapabilmesi için çıktığı Cimil Yayla'sına gittik. Rize tabelasında rakım 10 iken Cimil'de rakımın 2000'e yakın olması bize hava ile ilgili ipucu vermişti aslında ama biz anlayamadık. T-shirt ve yazlık pantolonlarla gittik Cimil'e.







Yolda gördüklerim (inanamadıklarım) o kadar güzeldi ki baya uzun süre üşüdüğümü anlamadım. Haksız mıyım?


Cimil Yaylası Yolu



Cimil Yaylası Yolu

Cimil Yayla yolu gören masum Merve.

Cimil yolu baya bir meşakkatliydi. Kendi arabamızla çıkamadık. Altı yüksek bir araba verildi bize, her tümseği görünce arabamızla gelmediğimiz için kendimizi kutladık.Özellikle Ilıca Kaplıca Oteli'nden sonraki yol çok kötüydü. Önemli bir ayrıntı bence o yüzden gitmek isteyenlerin aklında bulunsun istedim :)

Yaylaya çıkıp yayla evine vardığımızda havayı farkedebildim. İnanılmaz fark vardı şehir merkezi ile (bkz. rakım farkı) Ceketi giydim, SOBAnın yanına iliştim (Temmuz ayında) Çay içtim tabiki de. Rize'de çok çay içtiğimi söylemiş miydim? :)) Sonra bu süper sofraya yumulduk.





Muhlamayı zaten hep çok sevmişimdir. Karalahana sarması da son 2 senedir favorilerim arasında. Muhlamanın içindeki tereyağı ve koloti peynirini, balı, kaymağı teyzesigiller (evet giller) yapıyorlar o yüzden muhlama kriterim çok yükseldi, ve artık hiç bir  bal-kaymak kaçamağı o kadar güzel olamayacak...


Ev yapımı bal, kaymak ve koloti peyniri (muhlama peyniri)

Sobanın yanından ayrılmak çook zor gelmiş olsa da derenin yanına balık tutmaya gidelim mi sorusu karşısında Mustafa'yı tutamadım, buraya kadar gelmişim ben de gideyim dedim. Çok daha tümsekli bir yoldan etlerimiz bıngıldayarak dereye ulaştık.

Bir gün tutacak inanıyorum.






Fakat her gün bir sürü balık olan derede, minik bir balık dışında hiç bir şey tutulamadı. (Mustafa ve balık tutma çabaları apayrı bir konu, üzerine blog açılır :)))


Koca tarafından kuzen çocuğu yani yeğenimiz ve o minik balık :)

Artık sorunun kendisinde olduğuna inanan Mustafa, derenin diğer tarafına gittiklerinde "oltaya dokunmayacağım, siz tutun" demiş kuzenlerine ve aşağıdaki balıklarla döndüler eve :))

Kırmızı Benekli Alabalık
Bu balıklar ertesi gün tereyağ ile kızartıldı ve 10 dakika sonra hepsi midemizdeydi. Balıksever biri olarak balık kokusundan şikayetçi değilimdir ama eğer hoşlanmıyorsanız kokudan yiyebileceğiniz tek balık olarak alın listenize. Sıfır koku ile kızartması yapıldı. Eti de çok lezzetli. (Pişmiş halinin fotoğrafını çekmeyi düşünemedim yerken :) )

Sütün kaymağın kaynağı :)

Rize merkezde manzara dediniz mi akıllara Dağmaran geliyor. Ziraat çay bahçesindeki manzaradan 10 kat daha güzel bir yer var demiştim ya işte orası burası :) Gidiyorsunuz çayınızı içiyorsunuz oh miss hava alıyorsunuz, üstüne gözleriniz bayram ediyor. Fakat yöresel tatlar konusunda zayıf olduklarını düşünüyorum. Hayır tatmadım çünkü menüde dahi yoktu. Laz böreği hayalleri ile gitmiştim oysa ki :/

Manzara nedir? Manzara budur.

Çay bitkisi henüz yeşilken.

Ayder Yaylası'na gitmeme kararımız bizi Çamlıhemşi'ne gitmekten alıkoymadı tabiki de. En nihayetinde Rize'nin en turistik bölgesi. Zilkale'yi görmek ve Lazböreği yemek için yollara düştük. Öncelikle sahil yolunda dönüp de gittiğimiz köy, yayla yolları arasında açık ara en iyi yol Çamlıhemşin yolu. Tabiri caizse asfalt kaymak gibiydi (ah bak kaymak dedim aklıma Cimil'deki kaymak geldi :/ ). Yani öyle olması güzel elbette ama diğer yayla ve köy yollarına da aynı özen gösterilse fena olmazdı. Yol boyunca rafting tesisleri vardı. Kısıtlı bir zamanda gittiğimiz için deneyemedik. Fakat bir dahaki gidişimize aklımda olan aktivitelerden biri. Turistik olmanın verdiği avantajları gayet güzel kullanmışlar, tur şirketlerine ait özel çaylıklar bile vardı. Misafirleri orada çay toplayıp fotoğraf çektiriyorlar. Ahşap Rize evleri tipinde konaklama yerleri mevcut, bizim kalacak yer derdimiz yoktu ama gidilirse orada kalınması şehir merkezinde kalmaktan daha anlamlı olur bence.








Ayder sapağına gelince, düz devam ederseniz Zilkale'ye doğru devam etmiş oluyorsunuz. Yolu kötüydü, ilk girişe göre ama arabayla rahat çıkılacak bir yol. Zilkale'de de tur otobüsleri ile karşılaştık ama çok aşırı kalabalık değildi. Rahatça gezebildik. O sırada belgesel çekimi de vardı kale içerisinde. Duyup gören olursa bana da haber versin :)






 Ama ne yalan söyleyim kale ziyaretlerim arasında en çok sıkıldığım kaleydi. Çünkü kalenin yıkılan yerlerinin restorasyonunu abartmışlardı, üstüne 3 kat daha çıkacaklarmış az kalsın. Şaka bir yana restorasyondan dolayı yapay bir görüntü alması hoş olmamış. Oysa ki manzarası, konumu bir çok kaleye göre müthişti.






 Çamlıhemşin'de kadınların başlarını bağlama şekli de şehrin diğer bölgelerinden farklıydı. (merak edenler için tık) Konuşmalara çok şahit olamadım ama şiveleri de farklıymış. Dönüşte de Ayder sapağında tam köşede hediyelik eşya dükkanından Rize bezinden elbise, buzdolabı süsü aldık. Çok cici iki bayan vardı dükkanda. Bir şeyler alma niyetiniz olursa oraya gidin derim. İlçe merkezinde Ziraat Bankası'nın yanındaki ufak restoranda da laz böreğimizi yedik ve mutlu mesut ayrıldık Çamlıhemşinden. Dönüş yolunda bir restoranın camında şunlar yazıyordu " Laz Böreği vardur. Börek değil tatlidur." :)

Laz Böreği


Fotoğraflarda olmayan ama kalbimi fethetmiş turşu kavurmasından bahsetmeden geçemeyeceğim. Sebze yemeklerine zaten bayılırım ama bu yeşil fasulyenin en güzel hali bence. Kurufasulye de onla yarışır tabi. Yöresel yemekleri evlerde sürekli yediğimiz için fotoğraflayamadım ya da size şu an mekan ismi veremeyeceğim. Fakat meşhur kuru fasulyeci Hüsrev'in ilanı beni şoka uğrattı, Ankara ve İstanbul'da bir tabak kuru fasulyeye dünya para veren arkadaşlarım, kalkın o paraya bir Rize otobüs bileti alın. Hem oraları gezin görün hem de 9 liraya meşhur kuru fasulyeci Hüsrev'in çayeli şubesinde doya doya yiyin :)

Rize'yi ve gözlemlerimi aklımda kaldığı kadarıyla sizlere anlattım. Umarım herkes bir gün gezip görebilir bir gün.

Rize'ye kadar gitmişken vizesiz hatta pasaportsuz, nüfus kağıdı ile girilebilen Gürcistan'a gitmeden dönmedik tabiki de. Hele ki benzinin ucuz olduğunu duyan şoförleri tutmak namümkün. E o da bir sonraki yazının konusu :))

Sevgiler
Merve

Kendime Not: Gittiğin dükkanların, girdiğin restoranların isimlerini öğren, gerekirse not al. Her şeyi B12 eksikliğine bağlama!

Yorumlar

Piece Of Instagram

Piece Of Cake Facebook