Karnın nerede doyuyorsa bla bla bla



Ankara'da kendime ait köşeler bulmaya, yoksa bile oluşturmaya devam ediyorum hala. 2 sene önce İstanbul'dan Ankara'ya taşındığımda kendime ait hiç bir şeyim yokmuş gibi geliyordu. Aşık olduğum ve evlenmek istediğim adamla aynı şehirdeydim evet ama kendime ait neyim var ki modundaydım. Evlilik hazırlıkları, ait olamama duygusu ile alışma evrem baya bir sancılı geçti. (ama Mustafa'ya göre bu sadece bir bridezilla durumuydu :) )






İlk 5 ay eğreti duruyordum sanki bu şehirde. Önce evime ait olmaya başladım, sonra işime, en sonda da bu şehire ait olabildim. Bu şehirde de kendim olabildim. Burçlara inandığım nadir anlardan biridir bu yazın bir yere; boğa burcu stabil olmayı sever, bir düzen kurdu mu bırakmak istemez, macera vardır hayatında ama yine kurduğu düzene döneceğini bilerek çıkar o maceraya. Bu sebepten dolayı gitme sebebim çok özel ve güzel bir sebep olsa da; gittiğim yerde alışma sürecini kendime ve yakınlarıma işkence edebilirim. Ki etmiş olabilirim sanırım galiba. Sürekli bavul topla, eşya topla, aileni, arkadaşlarını geride bırak; yeni şehirde bir hayat kur, havasına göre gardrop yenile (ay bu nasıl kötü bir şey nasıl kötü bir şey bir bilsen hoho) otobüsleri, dolmuşları, metro hatlarını öğren, "zincir" olmayan ve güzel kahve yapan bir mekan bul, gittiğinde içinde kaybolabilceğin bir kitapçı edin, arkadaşlarınla saatlerce oturabileceğin ve koca sesin&kahkahana rağmen kovulmadığın bir mekan keşfet, Adana'yı özlediğinde (yanına patates kızartması ve pilav koymadıkları) kebabı yiyebileceğin yer bul, henüz bir çok insan tarafından keşfedilmemiş pasajları, dükkanları bul (ama kimseye söyleme). Bunlar zor işler. Şaka bir yana hiç şehir değiştirmemiş,  üniversiteyi  doğduğu şehirde okumuş insanların anlayamayacağı bir çok zorluk, sıkıntı ve bir o kadar da keyifli bir deneyim oluyor bu insan hayatında. Tüm çektiğim sıkıntıya rağmen pişmanlık duymuyorsan o zaman doğru karar vermişsin demektir.




Neyse şimdi Ankaralı arkadaşlarımın nefret ettiği "deniz yok muhabbetine" girmeyeceğim (ama deniz yok hakikaten orası gerçek :) ), ruhu yok, gri bu şehir diyenlerden değilim artık. Türkiye'de hiç bir şehirde İstanbul'un ruhu, güzelliği, kozmopolitliği ve enerjisi yok, o yüzden bunun faturasını Ankara'ya kesmeye de gerek yok.  Ancak yaşadığınız şehire o rengi, ruhu biraz da yaşarken siz katıyorsunuz. Yaşadığın, hissettiğin, yarattığın imkanlar kadar o şehir anlamlanıyor, şekilleniyor. O yüzden sizin için hiç bir şey ifade etmeyen yerler başkaları için çok anlamlı olabiliyor.

Nereden geldik bu konuya? Heh Piece of cake'te Ankara'da bana ait köşelerden de bahsedeceğim bundan sonra. Bakalım nasıl anlamlanmış nasıl şekillenmiş Ankara benim gözümde? Belki bu keşifler sizlerin de keyfini yerine getirir.

Son zamanlarda beni en mutlu eden keşiften bahsetmek istiyorum. Coffee Lab :) Evimize yakın, işe uzak olduğu için sadece akşamları gidebildim ama gittiğim en sakin mekan ve çok lezzetli kahveleri var. Zincir veya cadde üzeri kahvecilere inat Balgat'ta kendi kitlesini oluşturuyor. Dekorasyonu espirili, ismine uygun kimya ile ilgili bir periyodik tablo sizi karşılıyor, mekan oldukça ferah.



Sahibi kahve yapımında birebir bulunuyor. Kahvelerinden latte, a shot in the dark, London fog latte, filtre kahve ve ayrıca chai latte, tabi demli çaylarını da içtik.




İçecekler özenle hazırlanıyor, sahibi için kahve bir tutkuymuş. Bayat kahve vermektense, sürekli taze kahve servis edip müşteriyi bekletmeyi göze alıyorlar. Ki bu benim nazarımda çok güzel bir ayrıntı. Suflesi önceden tattığım suflelerden çok farklı, menüde özel bir çikolatadan yapıldığı yazıyordu hakikaten de öyleydi. Çok güzel yumuşak bir çikolata tadı vardı.



Yemek ve kahvaltı seçenekleri de mevcut ama henüz denemedim. Kahveyi her şeyin önünde tutuyorlar anladığım kadarıyla ama eminim o da aynı özendedir. Kesinlikle o civarda çalışanlar çok şanslılar.

Gaziosmanpaşa'da bir mekanda gidip oturunca bile ara sokaklardan yürüye yürüye Tunalı'ya inmek çok güzeldir.. O sokakların sakinliği, nezihliği, güzel evleri beni mutlu eder. Ara sokakların sakinliğine inat, daha kalabalık olan Filistin Caddesi üzerinde tam önünden geçip gidecekken vitrininde "Hobbit" kitabı gördüğüm ve keşfettiğim Bookish Store'dan bahsetmek istiyorum biraz da. Ne güzel gelmişti bize o gün o kitaplarla büyülenmek. İlk defa gittiğim zaman İstiklal'deki Robinson Crusoe'yu anımsatmıştı. İnternette baktım benimle aynı düşüncede olan insanlar var. Ağırlıkta yabancı ve ender bulunan kitaplar var. Çalışanlar çok ilgili. Kitaplara bakarken resmen vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. İçeride mayışan, sevmeye uyandırmaya kıyamadığım çok tatlı 2 kedi vardı. Sonraki gidişlerimde sevebildim ama içimde kalmadı :)








Gördüğüm anda alacağıma emin olduğum Hobbit kitabımız 

Benim gibi güzel bir kitap, lezzetli bir kahve sizi mutlu etmeye yetiyorsa faydalı bir paylaşım oldu sanırım. Ankara'ya renk katan köşeleri takipte kalın devamı gelecek :)

Mutlu haftasonları 

Yorumlar

Piece Of Instagram

Piece Of Cake Facebook