Mutluluk bir hedef değil. Mutluluk bir yoldur.




İtiraf ediyorum bu motivasyon yazılarını kendim için yazıyorum daha çok. Neden? Çünkü bu motivasyon denen meret pek nankör. 2 gün beslemezsen çekip gidiyor senden. Uzun sürelisini henüz yakalayamadım. Kendimi halletsem, Mustafa darlanmış oluyor mesela, ona destek olmaya çalışırken kendi motivasyonum fıtı fıtı kaçıyor.

Motivasyona ihtiyaç duyduğum saatlerim çok net : 8:30-18:30

Beyaz yakalı saatlerim.

Başarılı bir öğrencilik geçirdim diyebilirim. Çalışırsın hani karşılığını alırsın. Akıllıysan sevilirsin. Hakkın yenmez. Aynı istikrarı iş hayatımda da bekledim. Ama elbette ve bittabi iş hayatı hiç öyle olmadı, ben bununla daha ilk senede yüzleştim. Çalışınca karşılığını maddi&manevi alamadığın zamanlar oluyormuş, gördüm. Şu sıralar hiç bir karşılık alamadığım, boşlukta durduğumu (!) hissettiğim, garip zamanlar yaşıyorum.

Bölümümü çok severek seçmeme rağmen, şu sıralar "başka bir bölüm seçseydim acaba hayatım nasıl olurdu" diye düşünmekten kendi kendimin tadını kaçırıyorum. Mesleğimden soğumuş, umutsuz ve hayalsiz bir haldeyim...

Uzun süredir üstü kapalı blogta ya da instagramda yazmaya çalışsam da, nedense açık açık ben SIKILDIM yazmaya çekindim. Sebebini bilmiyorum. Kocama, anama, babama, arkadaşlarıma haykıra haykıra söylediğim şeyi burada da yazmakta artık bir sakınca görmüyorum.

Kendime bir çıkar yol bulmaya çalışıyorum. Bir sabah uyandığımda ÖSS'ye (yeni adı YGS?) girebilme gücünü gördüm kendimde yeniden. Ertesi gün o da gitti...

Hayatımın hiç bir döneminde bu kadar kararsız ve çaresiz hissetmemiştim. Bir şey istedim mi yapan, istemediyse direk silen ben; şu an ne yapacağını bilmez halde her akşam Mustafa'nın hayat enerjisinden bir level daha emmek suretiyle şikayet ediyorum. Annem (bilmiyorum belki de kirpiye yavrusu misali) "hep kararlı ne istediğini bilen bir çocuktun, sana ne ara ne oldu" diyor.

Dün bir arkadaşım ile konuşurken bir cümle kurdu kendisi için "Artık yoruldum sanırım hep bir şeyler için çabalamaktan, hiç bir şeyi kolay elde edememekten." Aynen bu cümle ya. Al kopyala alnıma yapıştır. Kolay elde etmek nedir bilmemek. Elde ettiğini sanmak ama koca bir sıfırla oturmak.

Mezun olalı ve çalışmaya başlayalı 8 sene oldu ve ben her günümü sorgular vaziyetteyim. Oysa ki bunun için çabalamadım ben, bunun için fedakarlık etmedim hayatımın en sorumsuz senelerimde sorumluluk alarak.

Ve inanır mısınız yalnız değilim. Ya toplu terapi seansında tanıştım arkadaşlarımla yani öyle bir çevrem var ki aynı şeylerden şikayet edip duruyoruz. Buluşmaların ilk yarım saati herkesin içini dökmesi ile geçiyor. Hatırlıyorum bundan bir kaç sene önce Meryem Uzerli'nin tükenmiş sendorumuna hep beraber "pırt o neymiş yahu" demiştik. Al sana tükenmişlik sendromu canım. Renk renk seç beğen al.

Gelecek kaygısını öyle işlemişler ki içimize "önümü göremiyorum" en büyük sloganımız. Önümüzü göremezken geçmişimizi unutuyoruz. 8 yıl 10 yıl neyse nereden nereye geldik onu unutuyoruz. Kolay mı geldik? Hayır. Türlü fedakarlıklar yaptık. Şimdi hepsini bir kalemde silmek mi? Bilmiyorum bunun için yeterince cesaretim yok. Hiç bir zaman da o kadar cesur olamadım sanırım. Ama sanki artık olmak lazım. Sonra da o cesur adımların arkasında durmak lazım.

Tamam Merve anladık kararsızsın, boşluktasın, yeterli cesaretin yok... Nedir sonu bunun?

İnanın bilmiyorum. Şu an yapmayı becerdiğim şey : sabah 8:30'dan18:30'a kadar olan kısmı masada bırakıp, kafayı resetleyip dışarı çıkmak. Cesaretim olmadığı için işin kolayına kaçıyorum. Tozu halının altına süpürmek aslında yaptığım. Ne zaman patlak verir bilmiyorum.

Ve ben ne zaman böyle belirsiz hissetsem, karşıma bir kitap bir yazı ya da bir kişi çıkıyor. Adeta beni o moddan çıkarmak için gönderilmiş gibi.  Dün bir yazı gördüm Facebook'ta. Tam kelimesi kelimesine olmasa da hatırladığım kısım şu : "Mutlu olmak için bir şeylerin olmasını beklemeyin. Mutluluk bir hedef değil. Mutluluk bir yoldur. Yani bir şeyler olurken ya da olmazken bunları nasıl yaşadığın, karşıladığındır mutluluk." 

Mutlu olmak için bir şeylerin olmasını beklemekle hata yapıyorum. O istediğim olunca başka pürüzler olacak. Hayat bu. Gerçek bu. Kabullenmem gerek. Mutluluğu bir yol olarak görüp kalanı da yaşayacağım. Yani sonu yok. Ama nasıl başladığı ve nasıl devam ettiği bana bağlı! Her sabah masama oturup ne olacağını düşüneceğime, olaylar (nasıl olsa) akıp giderken mutlu olma seçeneğimi kullanacağım.

İçimi döktüm size baya, tutmak istemedim içimde daha fazla. İyi mi ettim bilemem. Belki sizlerin de düşüncelerinin bir yerinden yakaladım. Ya da öf bu kız ne çok konuştu dediniz :) Ama sonuna geldiniz bu şarkıyı hak ettiniz :))





Hepimiz için harika bir haftasonu olsun! Resetleyelim, eğlenelim, arınalım, dinlenelim!

Yorumlar

  1. Merve'cim, konu ile ilgili; senin yazdığın yazının iki katı yorum bırakabilirim sana. Ancak merak etme, öyle bir niyetim yok. :)

    Küçük dünyamızda mutlu olmaya çalışan balıklarız aslında. Bende haftanın 55 saati, tasarımdan-hayal gücünden yoksun, her ay birbirini tekrarlayan bir iş yapıyorum. Okuduğum bölüm, isteyerek ya da hazırlanarak girdiğim bir bölüm değildi. Hayat beni oraya itti, bende ses çıkaramadım. Çünkü kendim dışında düşünmem gereken sevdiklerim vardı.

    Halbuki benim içim, tasarım ile bildiğin fokur fokur kaynıyor. Kendime de haksızlık yaptığımı düşünüyorum. Ancak belli noktalarda insanın eli-kolu bağlanıyor.

    Bende kendimi, buralarda bulmaya çalışıyorum. Bazen çok güzel, geridönüşler oluyor. O zaman şaşıp kalıyorum, doğru yoldayım galiba diyorum.

    Gibi, gibi... Öyle işte, arkadaşım! Hayat bir daire, yuvarlan-yuvarlanabilirsen. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum senin de az çok aynı hissiyatlarda olduğunu benimle. Hayat bir şekilde bizi bu noktaya getirmiş sanırım yapabileceğimiz şey onunla birlikte yuvarlanmak :) Senin adına doğru yolda olduğunu yürekten inanıyorum. Harika işler çıkarıyorsun. Kendine yolculuk yapıyorsun adeta. Umarım mutluluğun artarak gider ve kim bilir ileride belki de hobin işin olur. Umarım olur Ersin!

      Sil
  2. Ne parlak ve güzel bir gülüştür o öyle! :) Bu aralar (yani 2 aydır falan) her zamankinden daha derinlerde, karanlıklardayım ben de. Mutluluğu nasıl ve ne yaparak yakaladığımı buldum, ama kalıcı hale getirmeyi bulamadım. Mesela iki saat çok mutlu ve neşeli, iki gün çok depresif ve çökmüş hissediyorum, sorun bulmak değil de korumak bende de. Gerçi bu meseleler de hayatın kendisi aslında, yani her insanın büyürken debelendiği yerlerdeyiz, bir çözsek sanki hayatın anlamı çözülecek gibi geliyor bana. Seni neyin o fotoğraftaki gibi kocaman ve harika gülümsettiğini bul canım, nasıl daha uzun süre böyle mutlu olabildiğini ara, sonra onu sürekli yap, o kadar alış ki bir şeyi yaptıkça mutlu olmaya, o şeyi yapmak için cesaret gerekmesin, yapmadan durama zaten. (Sana kendi çözüm bulduğum, resim yapmayı seçme ve devam etme sürecimi anlattım aslında kısaca) Yapmadan duramadığın şeyi bul, eminim kendi içinde bunun cevabını biliyorsundur. Ve böyle sesli (yazılı) düşünmeye, anlatmaya devam et, dinleyenler hep olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eylül ♥ Bir kaç yorumda anlamlanıyor bir yabancı senin için. Öyle oldun. İyi ki geldin iyi ki varsın! Çok sorgulayan bir nesil mi olduk acaba? Çok okumak çok bilmek bizim lanetimiz mi oldu diye düşünmeden edemiyorum. Sürekli çözülecek bir şeyler arıyoruz. Çözümlenince her şey güllük gülistanlık olacak hissiyatı ile geziyoruz. Manik depresif bir güruh olduk çıktık. Saatlik üzüntüler saatlik mutluluklar. Cidden dışarıdan bakınca garip geliyor ama içerisinde öyle hissetmem gerekiyor gibi hissediyorum :)) Gülüşümün sebebi minik mutluluklarım aslında kolay bir insanım (öyle miyim) bilemiyorum, çok üst üste geldi sanki. Bak yine çok konuştum :)) Sorgulamayı bırakıp yaşamaya başlamak lazım. Ona çabalıyorum. Sizleri de ortak edeceğim bu yolculuğa eminol tutamam içimde yazarım durduk yere buraya :)

      Sil

Yorum Gönder

Piece Of Instagram

Piece Of Cake Facebook