Rize 1. Bölüm

DİKKAT: Bu yazı turla gidebileceğinizden daha az miktarda yer içerebilir. En nihayetinde akraba ziyaretlerimiz de vardı :))


Çok uzun bir süredir Karadeniz'i görme, gezme hayalleri ile dolaşıyordum ortalıkta. Mustafa ile tanıştıktan sonra bu hayalime kesin gerçekleşecek gözü ile bakmaya başlamışken (Mustafa anne tarafından Rizeli) Mustafa'nın  "Turlara NE GEREK VAR Kİ beraber gideceğiz illa BİR GÜN" cevabı ile   ("NE GEREK VAR Kİ" söz öbeği Mustafa'nın dahil olduğu her yazıda sık sık karşınıza çıkabilir) 5 sene o BİR GÜN hiç gelemedi.
Ta ki bu yaza kadar! 2 haftalık tatilimizin ilk kısmını oksijene ve yeşile doymak üzere ayarladık ve çıktık yola.


Doymak dediysem bildiğin doymak, tıka basa doymak... 
Samsun Çakallı'da  meşhur Çakallı menemenini yemek için mola verdiğimizde oksijenden başım döndü. Mecazi anlamda değil gerçekten başım döndü. 10-15 dakika sonra kendime geldim ve hala iç malzemesini çözemediğim süper menemeni yedim. "Menemen bu arkadaşım ne kadar süper olabilir?" demeyin. Fırsat bulun gidin yiyin nokta.





Çakallıdan sonrası böyle yeşil, sonra biraz daha yeşil, sonra yemyeşil :) Filmler de kafasını camdan uzatıp gözlerini kapatıp triplere giren insanlardan oldum. Fotoğraf çekme konusunda da Japon turistleri geçtim. Ağzım açık etrafa bakakaldım. Abartmıyorum gerçekten etrafımdaki herkes benimle alay etti o derece :)



Ordu / Ünye
Sahil yoluna inince (ki zorunlu rotanız bu oluyor Rize'ye gidebilmek için) mavi ile yeşil bütünleşiyor. Rize'de pek rastlayamadığım halk plajları Ordu ve Giresun'da sayıca fazlaydı. Pazar günü de oldukça kalabalıktı. Ağaçların arasından birden kuma ulaşıp, hop denize girmek oldukça zevklidir. Kıbrıs'ta Karpaz'da da öyle bir koydan girerdik denize. Ama Karadeniz'de yüzmeye ben cesaret edemedim. Baya dalgalıydı biz ordayken. Alıp götürecek gibi bir hali vardı. Kıyı şeridinde otel, hotel, motel, pansiyon türevleri de çoktu. Yolunuz düşerse kalacak yer bulmakta zorlanmazsınız diye düşünüyorum.

Giresun İl Sınırı
Fakat sürekli ilçelerin de merkezinden geçtiğimiz için trafik lambaları biraz çıldırtabilir sizi de. Bir kere kırmızıya yakalandın mı hepsine yakalanırsın tezini de kanıtlayarak Rize'ye vardık.





Bu nüfus sayılarının da hiç bir zaman küsüratının olmaması bir tek benim mi dikkatimi çekiyor? Neyse :) Rize ile ilgili dikkatimi çeken ilk şey binalardı aslında. Ve bu beni üzen bir detaydı. Kıyı şeridine kocaman apartmanlar inşa edilmişti. Şehir manzarasını zamanla bozacağı gibi, arka taraftaki evlerin de önünü kesiyor. Ordu ve Giresun'da daha az katlı, daha hoş görünümlüydü evler vardı. Hayal ettiğim tek katlı Rize evlerini şehir merkezinde göremedim. Bir de sanırım yeşile doymuşlar, şehir merkezinde yeşillendirmeyi az buldum. Ankara'da ve İstanbul'da sokak aralarında ekstra bir yeşillendirme çabası olur ya, burada o yoktu. E napacaklar her yer yeşil demeyin, bence bir bütün olarak öyle daha güzel görünür şehir. Her şey Rize'nin imajı için :)

Biraz dinlendikten sonra akşam Ziraat Parkına (Botanik Çay Bahçesi)  gittik. Adından da anlaşılacağı üzere botanik bahçesi de var bu çay bahçesinin. Karanlıkta bitkilerin çoğunu çekemedim ama normalde Rize'de yetişmeyen bitkilerin dahi yetiştirildiği bir botanik bahçe gördüğüm kadarıyla. Merkezden 2 km uzakta ve tepede. Sahil şeridi ve Rize kalesi görünüyor yani şehir manzarasına hakim sayılır. Sayılır diyorum çünkü bir sonraki yazıda manzaranın hakkını veren bir mekanı anlatacağım.
Çay içmeyeni dövüyorlarmış.
Hayatımda hiç içmediğim kadar çay içtiğimi söylemiş miydim? Yani ülke genelinde çay ikramımız meşhurdur fakat burda sanki daha bir seviliyor :) İçtim evet her getirileni içtim! İkinciyi bile istedim bazen!! "Çayın tadı burada daha güzel" diyerek kendimi kaptırdım sanırım. Dönüşte çay alacakken Mustafa'nın " NE GEREK VAR Kİ, markette de satılıyor" cümlesi ile son anda vazgeçtim.

Gitmeden önce sürekli yağmur yağar bu mevsim diye konuşuluyordu, gittiğimizde de aynı konuşmalar vardı. Ki tahminler doğru çıktı ve sürekli yağmur atıştırdı. Azar azar ama durmadan. En son o yeşilliğin nasıl oluştuğunu anladım. Ben bile çimlenecektim neredeyse! O kadar suya toprak dayanmaz.






Mustafa'nın doğup büyüdüğü Balıkçılar Köyü'ne gittik. Şehir merkezine oldukça yakın bir köy. İsmini de balıkçılık yapan halkından almış. Şu an çok var mı bilmiyorum ama zamanında varmış. Bir yokuş çıktık arabayla aman yarabbi ne güzel manzara göreceğiz derken bir baktım ağaçlardan aşağısı görünmüyor. (zamanında o yokuştan elinde paketler omzunda Mustafa ile çıkan kayınpederime selam ederim) Oraya gidip ondan bu ev, bu ağaç, şu teyze diye çocukluğunu tekrar dinlemek, anlattığı yerleri görmek çok güzeldi. 




Elimiz boş gitmeyelim diye koşa koşa bahçesinden salatalık koparıp getiren eski komşuları gördük. Aslında düşününce bizim çocukluğumuz böylesine temiz çevrelerde geçtiği için şanslıyız. Umarım bir gün çocuklarımız olursa, onlar da böyle sevgi dolu, ikinci hesabı olmayan güzel insanlarla karşılaşırlar diyerek duygusala da bağlarım. Salatalık fotoğrafı ile de hemen durumu toparlarım. 




Ayrıca nemden buklelerimin ahenkle dans etmesi de Rize'yi sevme sebeplerim arasında birinciliğe oynar.
Ertesi gün Gürgen Köyüne gittik. Güneysu'ya bağlı bir köy. Güneysu baya bir geliştirilmiş. Sebebini sorma beni yorma :) Köyde arıları sağma zamanına denk geldiğimiz için biraz hareketli bir gün oldu. Normalde zaten korkarım arıdan, sağma işleminden sonra daha da sinirli olduklarını duyunca uçan her şeyden tırsar oldum o gün. Muhlamayı yerken bana doğru gelen arıdan tırsarak sofrayı terk ettim düşün. MUHLAMA yani !?!?
Her şeye rağmen şu manzaraya bakarken günün pazartesi olduğunu farketmek kadar güzel bir şey var mı acaba? 




Bir yazıda tüm fotoğrafları paylaşıp merakı azaltacağımı düşündüyseniz yanıldınız. Bu gezi yazıları neden ikiye üçe ayrılıyor şimdi anladım :) 

Sevgiler 
Merve



Yorumlar

  1. Mervecim cok guzel gorunuyor hersey, cok guzel vakit gecirmissiniz, gezmek gibisi yok! Sona varinca "ya bu ama neden?!" diye yazinin bitmemis olmasina olsa da isyanim, devamini sabirsizlikla bekliyorum. Bi de o menemenin icinde galiba beyazindan ayrilmis ekstra yumurta sarisi ve eritilmis peynir fln mi var acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En kısa zamanda devamı gelecek :) Un var peynir var ama sanki bir şey daha var. Kıvamı çok değişikti. Ve usta tabiki de söylemedi ne olduğunu :)

      Sil
    2. Kabartma tozu fln olabilir mi? O kivami birazcik yumusatmis olabilir. Bi de ekstra beyazindan ayrilmis yumurta sarisinda israrciyim :)

      Sil
    3. :))) evet şimdi ikna oldum ben de kesin fazla yumurta sarısı var

      Sil
    4. :) operim yanaciklarindan

      Sil
  2. bizi ne zaman götürüosunuz ????? :=)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz "biz de gelelim yetti artık" dediğiniz zaman :D

      Sil

Yorum Gönder

Piece Of Instagram

Piece Of Cake Facebook