Read More Books Than Blogs


Uyumadan önce kitabı (bildiğin kitap, kağıttan kitap) okumak için kapağına 2 kere tıklayarak açılmasını bekleyen beyin yazıyor bu satırları, akıllı telefonu bozulunca aklını kaybettiğini zanneden, gidip son parası ile (in teşbih we trust) yeni telefon alan bir Merve yazıyor bu yazıyı; bunları bilin de okuyun istedim.

80'li yıllarda doğan nesil olarak hem ağaca tırmanmalı, koşmalı, düşmeli, bol yaralı bereli bir çocukluk geçirdik, hem de şanslı olarak atari, gameboy, sanal bebekler ile oynayabilme şansını yakaladık. Televizyonların (evin küçük çocuğu için uzaktan kumanda nasıl büyük bir icat biliyor musun sen?), bilgisayarların(evdeki ilk bilgisayarın kasasını hatırlıyorum da, neyle karşılaştırsam şimdi ya? Bulaşık makinesi? Heh olabilir), oyun konsollarının evrimine şahit olduk.   

Hep teknoloji ile iç içe olduğumuz için bu akıllı telefonlar, tabletler, netbooklar bize hiç yabancı gelmedi, hemen bütünleştik, hatta abartıp onlarsız yaşayamaz olduk. Japonlarla dalga geçiyorduk, onlar gibi kafamızı kaldıramaz olduk. Arkadaşları ile buluşup sonra kafasını telefondan kaldıramayan arkadaşlar var ya. Ben değil bir arkadaş!! Hayır bir de hep daha iyisi var bu meretlerin, daha hızlı, daha parlak görüntüsü, daha güzel fotoğraf çekiyor, daha iyi daha iyi... Neyse konumuz bu değil.

Şöyle de bir şey var aslında ben bundan şikayetçi değilim, aksine benim yerime bir şeyleri bulan, hesaplayan uygulamalara bayılıyorum. Gelgelelim bu kadar tekno bir insan olmuşken, bazı alışkanlıklarımı değiştiremedim. Mesela kitap okumak. Efenim ben deniz E-book için geliştirilmiş Kindle bile edindim. Kindle elime geçince azmedip baya bir yerli&yabancı e-book buldum, yükledim. 1 hafta kullandım fakat yok cancağzım yok ikigözüm, hışırt diye sayfa çevirmeden, o kitap kokusunu almadan kitap okumanın keyfine varamıyormuşum. Kendimi "evladım bunun her yeri kıpraşıyor, telefon etsin sadece bana yeter." diyen teyzeler gibi hissettim ama yapacak bir şey yok. Kendimi bildim bileli değiştirmediğim, sıkılmadığım tek hobimi harcayamadım teknoloji ile.

Eeee bu kadar okuyorum, kitaplıklara sığamıyorum triplerini atıyorsun da hani niye anlatmıyorsun dediğini duyar gibiyim. Piece of cake'imin içeriğini değiştirdiğimden beri okuduğum kitaplarla ilgili bir tek yazı yazamadım. Çok okudum ama kafamı dağıtmak niyeti ile okudum daha çok. Kaçtım kitapların dünyasına, beni biraz olsun günümden uzaklaştırsın diye. Her kitabı bitirdiğimde ise neyi hatırladığımı, hangi kısmını yazacağımı bilemedim. Harcadım sanki bu dönemde okuduğum kitapları. Şimdi sorsan "Yaz Yalanları" , "Cehennem", "Muz Sesleri", "Sufle" kitaplarının konusu nedir diye; sana ortaya karışık bir hikaye uydurabilirim. Sonra sıkılır, döner sana kendi hikayemi anlatırım. Kitapları okurken sevdiğim kısımlarını üşenmeden not aldığım not defterim nerede onu bile bilmiyorum. Toparlayacağım kendimi sevgili takipçi, toparlamak lazım. 

O yüzden gel bugünden itibaren okuduklarımı seninle paylaşacak şekilde okuyacağıma söz vereyim sevgili takipçi; ne dersin? Ben okuyayım, sonra haddimmiş gibi o sayfalarca verilen emeği iki üç satıra indiregeyim, eleştireyim; sen de benden etkilenmeden git al oku. Fırsat buldukça oku, her kitabı oku. Ne dersin? Tamam dersin. Anlaştık!

Böyle duvar boyu kütüphanelerinizin olduğu, kahveli, çaylı, sıcak çikolatalı, battaniyeli oh mis gibi kış akşamlarınız olsun.

Sevgilerle 

Merve

Not: Başlık ve fotoğrafla da kendi kulvarıma çomak sokmam da ayrı bir olay.


Yorumlar

Piece Of Instagram

Piece Of Cake Facebook