Kalabalık Pisa & Romantik Floransa

Aslında bir sonraki durağımız Floransa olmasına rağmen rotamız üzerinde olan Pisa şehrine uğramamak olmazdı. Sabah 6'da Milano Centrale'den trene bindik.(biz yan yana oturabilmek adına biletleri online almıştık, yolculuk öncesinde de bilet bulabilmeniz mümkün. Ayrıca hızlı tren seçenekleri de mevcut.)




Çok fazla tünel olduğu için pek fotoğraf çekemedim. Ama arada gördüğümüz sahil kasabaları ve şehirleri görüntüde çok cazip geldi, rotaya eklemediğimize biraz üzüldük açıkçası. Bavullara göz kulak olmak için nöbetleşe uyuyarak, 4 saat sonra Pisa Centrale istasyonuna varıyoruz. Pisa Centrale istasyonundaki bavul emanet noktasını (deposito bagagli) danışmadan öğrenerek çanta başına 4 euro vererek yükümüzden kurtuluyoruz.






Hava Milano'ya göre daha sıcak haliyle, güneye indikçe bizi daha da sıcak bir havanın karşılayacağı gerçeğini o sırada kabul ediyoruz. Pisa Kulesine gitmeden önce karnımızı doyurmamız lazım, Tripadvisor'dan bakarak kendimizi Bar Pasticceria Gelateria Il Cristallo 'ya attık. Yengeçli gnocchi di patate (patates, un ve yumurta ile hazırlanan bir makarna çeşidi) ve pizza sipariş ettik. Ben sipariş etmediğim için midir bilemiyorum ama buradaki pizzaya bayılıyorum. İnce ince dilimlerle herkesten alıyorum :) Sosu, peyniri ile buradaki pizza bende iz bırakıyor. Gnocchi'ye gelirsek, yengeçli sosu gayet güzeldi (sos olarak değil büyük yengeçler bekliyorduk ama olsun), bu makarna çeşidi benim makarna anlayışımın biraz dışında, o yüzden bir daha ilk tercihim olamadı.

Asıl kalabalık bölgeden çok sapmadan Galileo'nun doğup büyüdüğü Pisa sokaklarını geze geze, Arno nehrini de geçerek turist yoğunluğunun tavan yaptığı bölgeye doğru yürüyoruz.









Arno nehri kıyısında da güzel tarihi binalar bulunuyor. Vaktiniz varsa gezin derim.













 Aklım biraz Milano'da ama yine de mutluyum bakarken binalara, insanlara.



Campo dei Miracoli yani Mucizeler Meydanı'na varınca hep o televizyonda ya da fotoğraflarda gördüğümüz belki de çocukluktan beri ikonik olarak aklımızın bir yerlerinde olan Pisa Kulesi bizi selamlıyor. Evet çok güzel ve görkemli fakat ÇOK kalabalık. Aklımızda olan tüm poz biçimlerini unutuyoruz zira herkesin eli, ayağı veya poposu havada. Beni dümdüz çekin hatıra olsun diyorum.



Kuleye giriş 18 euro, ama biz tercih etmedik. İsteyenler için de fiyatın biraz fahiş olduğunu düşünüyorum.








Mucizeler Meydanındaki Katedral ve Vaftizhane de görülmeye değer. Bazı binalara bakarken kendimi çok minik hissediyorum. Pisa Kulesi'nin gölgesinde kalmaması gereken iki müthiş bina.

Floransa'ya dönüş biletlerimizi de internetten almıştık fakat sadece akşam 9'da bilet göründüğü için 9'a alabilmiştik. İkonik ziyaretten sonra saatin daha yeni öğlen 2 olduğunu görmemiz ile biraz daha sokak gezip, yeni biletler almalıyız diyoruz.







İnternetten aldığımız için biletleri yakıyoruz, numarasız bilet alıp yeni ve boş bir tren yakalıyoruz.

1 saatten kısa bir sürede Firenze Santa Maria Novella istasyonuna varıyoruz.

İyi ki erken gitmişiz Floransa'ya, iyi ki!

Floransa'da kalacağımız Hotel Arianna tren istasyonuna yakın tabiki de yürüyerek gidiyoruz :) Beklentimiz yüksek değil, merkezi ve temiz olması en büyük kriterimizdi. Henüz farkında değiliz ama merkezi sayılabilecek bir yerde otelimiz. Eski bir konak otele dönüştürülmüş. Civarda böyle bir çok otel görüyoruz. Aile işletmesi, güler yüzlü ve yardımseverler.

Eşyalar eski olsa da, yataklarımız, banyo gayet temiz. İçimiz rahatlamış bir şekilde eşyalarımızı bırakıyoruz odalarımıza, yine resepsiyondan birer harita edinerek gitmek istediğimiz yeri gösteriyoruz. Her zaman lokalden yardım almak internetten daha faydalıdır, bunu iyi deneyimledik. Amacımız Floransa'daki o meşhur tepedeki meydana yani Piazzale Michelangelo'ya çıkarak, hem gün batımını izlemek hem de şehre tepeden bakmak. Hemen otelin arka sokağındaki otobüs durağından geçen otobüslerin biri ile oldukça yakınına gidebileceğimizi öğrenince seviniyoruz.

Ah 23 nolu otobüs, ne güzelsin sen. Nasıl gideceğimizi bu kadar kolay çözmenin verdiği bir tedirginlik var bende ve Arzu'da.





Sürekli telefondan haritadan takip ediyoruz. Şoför de binerken "geçer geçer" diye rahat söyledi ama biz yine de tedirginiz. Çünkü duraklardaki isimlerle google map uymayabiliyor. Aklıma burda Melih başganın EGO'su geliyor, ne güzel bir uygulamaymış o diyerek insan kendini şaşırtabiliyor :) 15 dakika gibi bir sürede varıyoruz. Bu arada otobüs biletlerini otobüs içerisinden alabiliyorsunuz. Yalnız bir çok insan bir şeyler okutur gibi yapıp bedavadan yolculuk yaptı, gözümüzden kaçmadı, biz de 7.5 euro verdiğimizle kaldık :))



Vardığımız noktadan "biraz" yokuş yukarı yürümemiz lazım ama öncesinde midemizi de mutlu etmemiz gerekiyor. Benim önceden defterime not aldığım restoranın önündeki yolu kazıdıkları için kapalıydı. Tripadvisor ve içerisindeki kalabalığa göre I'Pizzacchiere de karar kılıyoruz. Floransa bizi çok güzel karşılıyor. Pisa'da yediğimizden bir tık aşağıda da olsa pizzasını ve beyaz şarabını, İtalyan birasını çok seviyoruz. 



Bu arada insanlar yanımızdan ellerinde şarap şişeleri, yiyecek paketleri ile merdivenli yoldan tepeye doğru çıkmaya başlıyorlar. Fazla kalabalık olmadan kendimize bir yer bulmak için merdivenli yoldan biraz söylene söylene çıkıyoruz. Söylendiğimize pişman bir halde manzaraya ağzımız açık baka baka ihya oluyoruz. 




Tek kelime ile muhteşem...




İyi ki erken gelmişiz, bu manzarayı ve ortamı kaçırsam çok üzülürdüm!



Floransa'da gezilecekler listesi bir hayli kabarık, ertesi sabah erken kalkıp, kahvaltımızı yapıp yine resepsiyondan ufak tefek tüyolar alarak kendimizi atıyoruz sokaklara.

Bir önceki akşam otobüsle kayıp mı olduk diye paniklediğimiz sokakların hepsi o kadar güzel ki... Floransa o kadar güzel ki. Tepeden görüntüsü gözümün önünden gitmiyor. Milano'ya olan beğenim burada devede kulak kalıyor, Floransa'ya resmen aşık oluyorum.

İlk durağımız Galleria dell’Academia. Bilet gişesindeki görevli "Rezervasyonunuz yoksa şu ilerideki sıraya girin, bugün müze girişi ücretsiz, ama rezervasyonunuz varsa şu kapıdan hemen girebilirsiniz." diyor. Şans bize ÇOĞUNLUKLA gülüyor. Sonradan öğreniyoruz ki; her ayın ilk pazar günü müze girişi ücretsizmiş, bilginize. İlerideki sıra binanın köşesinden sanki devam ediyor, aaa sanki sokağa taşmış, aaa bu başka sokak !! 1 saatten fazla bekledik fakat içeride bizi bekleyen ünlü tablolar ve heykeller varmış ki, kesinlikle beklediğimize değdiğini söyleyebilirim. 



Sıra bekleyemem derseniz, heykellerin çoğunun replikaları şehirin değişik noktalarında mevcut, fakat orjinaline hayran kaldığınız gibi hayran kalabilir misiniz bilemiyorum :) Ayrıca sıra beklerken size belirli bir ücret karşılığında rezervasyonlular kapısından girebileceğinizi söyleyen bazı rehberler de olacaktır. Tercih sizi. Biz beklemeyi seçtik.








13. ve 17. yüzyıllar arasında şehirin en güçlü ve zengin ailesi olan Medici Ailesi'nin Floransa üzerindeki emeği pek çok. Sanata ve edebiyata verdikleri önem, dönemin en çılgın sanatçılarına ve bilim adamlarına (Leonardo Da Vinci, Michelangelo, Galileo Galilei, Amerigo Vespucci) sağladıkları imkanlarla yepyeni bir dönem yaratmışlar. Yaptıkları hayır işleri ile de halkın gönlünü kazanmışlar. Soylu olmamalarına rağmen, dönemin en saygın ailesi olabilmişler bu meziyetleri sayesinde. O dönemde yapılan tüm heykel ve diğer eserleri kendi koleksiyonlarına katmışlar, bu koleksiyonu Floransa halkına miras bıraktıklarında ise tek şart sunmuşlar "Hiç bir eser Floransa dışına çıkarılmayacak." Floransa halkı minnettardır eminim onlara, deli gibi turist çekiyor her bir sanat eseri. 



Daha fazla tarih bilgisi ile sıkmadan, Medici Saray'ının fotoğrafları ile baş başa bırakayım sizi. 





Medici Saray'ında "Ironiche Leggerezze" isimli sergi'ye denk geldik. Bir çok saray ve tarihi binada değişik sergilere denk gelebilirsiniz.


Heykel koleksiyonu.








Medici Sarayı'ndan çıkıp köşeyi döndüğünüz anda ise karşınıza Medici Şapel'i çıkacak. Dıştan çok şey vadetmiyor ama tadilata rağmen içerisi muhteşem! Mutlaka görülmeli!! 





E tabi bu kadar gezmeden sonra acıktık, Medici Şapel'ine yakın Ristorante Trattoria Antellesi'de lezzetli risotto ve makarnalarımızı mideye indirdikten sonra MichelangeloGalileo ve Marconi ve daha bir çok ünlü İtalyanın mezarının bulunduğu Santa Croce Bazilikası'nın yolunu tutuyoruz. 








Beni en az etkileyen katedrallerden biri Duomo di Firenz'di, duvarda fresk görmeye alışınca sanırım, bu katedral çok ilgimi çekemedi. 



Mustafa'yı ihya eden Galileo Müzesinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Müzede anonim bilimsel heykel ve çalışmalardan, Galileo'nun orta parmağı ve dişlerine kadar ilginizi çekebilecek bir çok şey sergilenmekte. Hemen bitişiğindeki Uffizi Müzesi de Medici'lerin sanat koleksiyonunun sergilendiği bir müze. Ünlü ressam ve tabloları burada görebilirsiniz. 


Galileo'nun kendi aldığı notların bulunduğu kitap.
Orta parmağı :)
Galileo'nun teleskopları.


Vecchio Sarayı ve Signoria Meydanı kesin hatta ilk sıralarda ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Bir çok heykelin replikası bu meydanda bulunuyor.




Pisa'dan beri bizi takip eden Aron nehri üzerinde bir çok köprü var ama hem bize en yakın hem de en meşhurunu yani Ponte Vecchio'yu görmeden ve karşıya geçmeden olmazdı. 



"Karşı"yı gezip, sokakları turladıktan sonra meşhur Gusta Pizza'da değişik bir servis mantığı ile tanışıp yemeğimizi yedikten sonra Ponte Santa Trinita'dan geri geçtik ve Ponte Vecchio'nun akşam bu güzel duruşunu fotoğraflayabildik. Bu arada pizzacıya dair tek notum şarabın mükemmel oluşu :) Ançüez ve kaparili pizza seçimim yanlıştı ya da. Ama eğlenceli bir yemekti zira muzur bir pizzacının üzerime çevirdiği pizza hamurunu atması, benim son anda kafamı eğip arkamdaki kızın omzuna hamurun yapışması gibi ufak bir vukuatımız var :) Floransa'da güzel kendi halinde bir gece hayatı var. Enerjiniz varsa bir kaç mekan deneyebilirsiniz. Bu arada pizzadan sıkılırsanız 1950 American Diner'da kocaman menüleri yiyebilirsiniz ya da sadece bira içmek için bile uğrayabilirsiniz. Back to the future hissiyatlı bir mekan :)

Gusta Pizza'daki süper Mario ve bana doğru gelen hamur :)
Vecchio Köprüsü

Yukarıda gördüğünüz surat Floransa'ya aşık olmuş bir Merve'nin suratıdır. En kısa zamanda tekrar gelecektir. Buna emindir. Hayatında hiç bir hayalinin gerçekleşeceğinden bu kadar emin olmamıştır. 

Ve o Merve bu hayalleri öylesine içten kurarken tarihin bir kokusunun olduğunu keşfedeceği Roma'ya yolculuk başlamıştır bile...
*Fotoğraflar için abime, Arzu'ma, FAİK'e :) ve Mustafa'ma teşekkür ederim. 

Yorumlar

  1. çok güzelmiş italyaaa :) bende bir gün gitme şansı yakalarım umarım. güzel bir tatil geçirmişsin. :D fotoğraflarda çok güzel. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah gidebilirsin Mert, öğrencilikte hayali ile dolaştığım yerleri şimdi görebilmek çok güzel oluyor. Bak dikkat edersen ucuz demiyorum :) Aman kızmayasın :) Şaka bir yana teşekkür ederim, güzel bir hafta olsun !

      Sil
  2. yazı süper olmuş bayıldım <3

    YanıtlaSil
  3. Eline saglik:) cok basarili bir yazi olmus:) yeni gezi yazilari gormek istiyor, severek takip edioruz;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mizyalım <3 geldiğimden beri şimdi nereye gitsem diye araştırıyorum. Bu konudaki açlığımı gidermem vakit alacak sanırım :) Teşekkür ederim canım benim !

      Sil

Yorum Gönder

Piece Of Instagram

Piece Of Cake Facebook