Günübirlik: Antik Rum Köyü Sille & Mistik ve Lezzetli Konya

Yılın ilk yazısı bir mini gezi yazısı oldu, böyle başlarsak böyle gider belki de ? :) Tekrar mutlu, keyifli, huzurlu ve sağlıklı bir yıl diliyorum herkese.

Yakın bir arkadaşımın düğünü sebebi ile pazar günü günübirlik Konya'ya gittik. Tatlı yorgunluklu bir pazar oldu ama her anına değdi kesinlikle. Her şeyden önce iyi ki mutluluğuna şahit olabildik ve iyi ki gitmemize vesile oldu Konya'ya.



Konya'ya en son "mezdeke çalınıp oynanılan kadın turları otobüsleri" ile ilkokul çağında gitmiştim. Hayal meyal hatırlıyorum. Ne zamandır gitmek görmek istiyorduk. Belki de doğru zaman buydu benim için, bizim için...


Şehir merkezine girmeden önce, bisiklet forumlarından okuduğumuz; farklı din mensubu insanlara aynı anda ev sahipliği yapmış olan ve bu sebepten ötürü hoşgörü köyü olarak anılan Sille köyüne gittik. 6000 yıllık bir yerleşke olduğuna dair arkeolojik bulgular var. Ancak yapılan arkeolojik kazıların hiç biri sistematik bir şekilde yapılmamış. Gereken değerin verilmediği bir yer daha. Şaşırmıyoruz artık, üzülüyoruz daha ziyade.

Sille köyü de dahil olmak üzere bu civarlarda yaşamış oldukları bilinen Frigler'e ait yapılardan kaya mezarları, tümülüsler bulunmuş. (Dikkat etmiş olanınız var mıdır bilemiyorum ama Ankara-Konya-Adana yolu üzerindeki tümülüsler mevcut. Ya da en azından biz onları öyle kabul ettik :) ) Daha detaylı kazılar yapılırsa çok daha fazla bilgi alınabileceğinden bahsediliyor okuduğum kaynaklarda.


Aya Eleni kilisesinin ve Müslüman-Hristiyan-Musevi mezarlığının Sille Şapelinden görünümü



Kaya oyuklarından köyün görünüşü



Hac ziyareti için kullanılan Roma-Bizans-Kudüs yolu üzerinde bulunması sebebiyle Hristiyanlar açısından önemli olmuş. Dünyanın en eski manastırlarından biri olan Ak Manastır bu köyde yapılmış. Fakat şu an askeri alan içerisinde olduğu için ziyaret edilemiyor maalesef.

Sille Şapeli "Zaman Müzesi" olarak kullanılıyor. Restorasyon edilmiş bina fazla yeni yapılmış hissi veriyor.

Sille Şapeli
Zaman müzesinden bir kare.

Bizans imparatoru Konstantin'in annesi Helena'nın yaptırdığı Aya Elena Kilisesi başarılı diyebileceğimiz bir restorasyon ile ziyarete hazır ve nazır köyün köşesinde sizi bekliyor.







Köyde konaklayabileceğiniz ve yemek yiyebileceğiniz yerler de mevcut. Açıkçası düğünden dolayı kısıtlı zamanımız olduğu için belirli noktaları gezebildik. Bahara tekrar gelip geniş geniş turlarız köyü diye ümit ediyorum.

Şehir merkezine ulaştığımızda tabelalar ile Mevlana Müzesini bulmak çok zor olmadı. (Çevresinde otoparklar mevcut rahatlıkla park edecek yer bulabilirsiniz) Türbenin yanındaki Selimiye Cami önündeki meydan ben çocukken bahçeydi fakat şu an tamamen beton ile kaplanmış. Sebep neydi bilemiyorum ama bizde bir yeri "meydanlaştırma" bariz bir şekilde yanlış anlaşılıyor.


Türbe ziyaretinden önce karnımızı doyurmak için meydana oldukça yakın Şifa Lokantasına oturduk, arkadaşlarımızın tavsiyesi üzerine. Tandır söyledik ama ne tandır oy. Ben uzun süredir böyle lezzetli et yememiştim. Sürekli "bu etse biz ne yiyoruz" diye tekrarladık. Tabiri caizse lokum :) Konya'ya yolunuz düşerse kesinlikle tatmalısınız. Yöresel bir tatlı olan sacarası da vardı menüde fakat biz akşam yöresel düğün yemeğine sakladık kendimizi :)


Ayrıca sadece Selçuklu yemekleri yapan Somatçı Fihi Ma Fih de hem Tripadvisor'dan hem de yerel halk tarafından tavsiye edilen yerler arasında. Selçuklu mutfağına sadık kalınarak hazırlanmış yemekleri denemek çok güzel bir deneyim olabilir.

Ziyaret usülüne göre önce Şems-i Tebrizi'nin türbesi sonrasında Mevlana Türbesi ziyaret edilirmiş. Biz de sırayı bozmadık önce meydandan yürüme mesafesi ile 5 dk uzaklıktaki Şems-i Tebrizi türbesine gittik.

Öyle önemli bir alimin böyle mütevazi ve oldukça sade olan türbede olmasından ötürü garip duygular hissediyorsunuz. Aynı zamanda bir cami olduğu için namaz vaktine denk gelince fazla kalamadık içeride.



Müze aşırı kalabalık değildi ama hatrı sayılır miktarda sizi sürekli mistik havasından çıkaracak birileri oluyordu etrafınızda. Giriş ücretsizdi. Gişedeki görevli bundan sonra böyle olacağını belirtti. Dergahın bulunduğu yer eskiden Selçuklu Sarayına ait bir bahçe iken, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna'nın babasına hediye edilmiş.

Türbe dışında zamanında derviş hücreleri olarak kullanılan odacıklarda, zamanında dergahta kullanılan eşyalar sergileniyor.

Sağ üst köşedeki fotoğraf : Şems'in kalpağı

Avluda neyzenlerin mezarları var.





Etrafımda sürekli birileri olmasına rağmen, çok başka bir dünyada hissettiğim dakikalar oldu. Benim için oldukça güzel bir deneyimdi, duygularımı kelimelerle izah edemeceğimi düşündüğüm için kısa kesiyorum :) Gitmeden bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim açıkçası. 






Mevlana'nın Türbesi
Türbe bahçesinde küçük bir hediyelik eşya dükkanı var; buradan veya türbe çevresindeki diğer dükkanlardan alışverişinizi yapabilirsiniz.

Selçuklu başkenti olan Konya'da, Selçuklulara ait eserleri görmeden gitmek olmazdı tabiki de. Düğünden 1.5 saat önceye de Karatay Medresesi ile Alaeddin Keykubad Cami'ni sıkıştırdık. Aslında meydana yürüme mesafesindeler, meydandan Mevlana caddesinden dümdüz yürüdüğünüz takdirde Alaeddin Tepesine ulaşıyorsunuz. Konya'nın en tepe noktası sanırım, normalde şehir dümdüz Ankara'dan sonra yürümesi o kadar kolay geldi ki :)

Alaeddin Tepesinin hemen sağında bulunan Karatay Medresesi'nde Selçuklu zamanına ait çiniler, kaseler, vazolar sergileniyor, müze girişi 5 tl, müzekart geçiyor.






Alaeddin Keykubad Cami' de eski bir cami (1221) olması sebebiyle dikkat çekici, mimarisinde Bizans devrine ait sütunlar mevcut, minberi ise ahşaptan. Caminin bahçesinde 8 adet Selçuklu sultanının mezarı var.




Gelelim düğünümüze :) Her şey çok güzeldi. Düğün yemeği olarak yöresel yemekler vardı fakat ben telaştan unuttum yemeklerin fotoğraf çekmeyi, hem de lezzetten sanırım kendimi kaybettim o sırada. Yemek sırası : Yoğurtlu çorba - Kavurmalı pilav  - Helva - Bamya çorbası - Pilav - Zerde. Pilavın sırası geldiğinde sınırsız isteyebiliyorsunuz, Ben bu sırada ve sınırsız yemedim tabiki de :)
(Annecim yıllarca bana bamya yedirmeye çalıştın; biliyorum bana kızacaksın ama bamya çorbasına ba yıl dım ! Minik bamyalardan bulursam yapacağım.)

Genel anlamda beğendim Konya'yı ama sokaklar daha da renklenebilir, o mistik hava ve Selçuklu mimarisi yeni binalarda ve sokaklarda da olabilir. Gerçekten çok zor olmadığını düşünüyorum. Sosyal hayat 2-3 tane büyük AVM'den ibaret olmasın. Anadolu ruhu tekrar canlandırılabilir. Otantik şeyler ı"yy çok kıro" diye dışlanmasın, özümüzü kaybetmeden güne ayak uydurabilelim istiyorum. Çok mu şey istiyorum?


Yorumlar

  1. Harika geçmiş mini geziniz, Merve. Kaya oyuklarından görüntü süpermiş :) Aya Elena'nın içini de çok beğendim, tandır desen mükemmel görünüyor. Yorgunluğa değmiş gerçekten. iyi ki sadece düğüne katılıp dönmemişsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet iyi ki :) Yolun düşerse oralara gezmeni çok isterim. Başka bir hissiyat geliyor insana gezerken. Dinginlik mi desem, ruh doygunluğu mu desem bilemedim :)

      Sil
  2. Ne kadar güzel fotoğraflar yolum düşerse gitmek isterim :)
    Bu arada ben de bloguma beklerim sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) fırsat bulursanız gitmelisiniz.
      Hemen geliyorum blogunuza :)

      Sil
  3. Bende 3 sene önce gitmiştim Konyaya ..
    Fotolar çok güzel elinize sağlık..
    Bloğunuzu takibe aldım benim bloğumada beklerim..

    YanıtlaSil
  4. Çok teşekkür ederim. Hoşgeldiniz :) Blogunuzu ziyaret edeceğim.

    YanıtlaSil
  5. merhaba bloğunuzu takibe aldım bende beklerim :)
    http://aseyy.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  6. Konya ve Eskişehir 2015 yılı gezi planımda :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskişehir'i gönlümce gezememiştim benim de listemde :) Ve evet Konya'ya fırsatınız varsa gitmelisiniz.

      Sil
  7. Sille resimleri hoş. Elinize sağlık

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Piece Of Instagram

Piece Of Cake Facebook