"Okur, ölmeden önce bin defa yaşar. Hiç okumayanlar ise yalnızca bir defa."

Blogta kitap tavsiyesinde bulunmayalı çok uzun süre olmuş ama bu demek değildir ki okumuyorum. Aksine bir kitabı bitirip diğerine başladığım bir dönemdeyim. Bana ortaokul-lise yıllarımdaki yaz tatillerimi hatırlatıyor bu hevesim. O kadar hızlı olmasam da heves olması bile yetiyor :) Okuduklarımı artık GoodReads'den güncelliyorum. Kendime bu yıl için bir okuma hedefi koydum. Okudukça güncelliyorum ve puan veriyorum. Fakat bir tanesi var ki; hem çıkış noktası hem de içeriği beni diğerlerinden daha çok etkiledi, bu sebeple burada da bahsetmek istedim.




Oğuz Karakartal'ın Kartpostalların Fısıldadıkları kısa hikayelerden oluşan kitabı ile Bir Yudum Kitap ile tanıştım. Bir Yudum Kitap her gün sabah e posta kutunuza 5-10 dakikada okuyabileceğiniz kısa hikayeler, şiirler, kitaplardan pasajlar gönderen harika bir oluşum. Bu siteden Ebygale blog'unun sahibesi sevgili Aslı sayesinde haberim olmuştu. Her sabah bir şeyler okumanın verdiği keyif ve yeni yazarlar, kitaplar keşfetmenin mutluluğu ile üyeliğimi devam ettiriyorum. Kitapseverleri pek mutlu edecek bir site.

Bir sabah e-postamdaki Mona Lisa öyküsü ile bende merak uyandıran kitap; kartposal koleksiyonum olduğu için listemin en başındaydı. 53 sayfalık kitabı bir gecede bitireceksiniz ama ara ara yine okumak isteyeceksiniz. 





Yazarın yıllardır biriktirdiği kartpostalların (koleksiyoner insanları çok seviyorum) bir kısmının üzerinde Osmanlıca yazışmalar mevcut ve bu kısa yazışmalardan ilham alarak (yazarın tabiri ile bu kartpostalları "çekirdek" alarak) kısa öyküler yazıyor. Tarihsel detaylar, olayların kartpostallardaki cümleler ile bütünleşmesi keyifli bir kaç saat geçirmenize vesile olabilir.  

Sendromsuz bir pazartesi ve cumanın nasıl geldiğini anlamadığınız bir hafta diliyorum :)

* Başlık George R.R. Martin 'den bir söz. (Hadi nisan gel artık)
** Ankara çok garip günler yaşadı. Türkiye çok garip günler yaşadı. Yaşamaya da devam ediyor. Evimize bir kaç km uzaktıkta, normalde Mustafa'nın dönüş yolu olarak kullandığı fakat o gün tercih etmediği yolda olan patlama ile (Cansu'nun tabiri ile) çamur gibi olduk. Ofisten çıkıp arabaya binmişken ses ile panikledik ve yerin titrediğini hissettik. O an aklımıza gelen herkesi teker teker panik içerisinde arayışımızı ve o korkumuzu hiç birimiz unutamayacağız...
Hiç adetim değil, siyasetle ilgili "internet" üzerinden herhangi bir platformda tartışmayı çok manasız buluyorum. Beni, yaşantımı, düşüncelerimi bir kaç fotoğraf ve yazı ile tanıyıp anlayamayacağını düşündüğüm bir çok insanın olduğu ortamda tartışmaya mahal vermek hoşuma gitmiyor. Ama kendimi tutamayıp yazdığım iki satır "Bir kaç gün önce Google'dan "Kahire gezmek için güvenli mi?" diye aratıyordum. Artık "Ankara yaşamak için güvenli mi?" diye aratsam yeri. İçine ettiniz ülkenin el birliği ile..." bile kaos ortamı yarattı Facebook'ta. Aşırı rahatsız oldum. Düşüncelerimi karşılıklı konuşup, kanlı canlı görebildiğim, beni anlayacağından emin olduğum insanlara saklıyorum. Sadece şunu belirteyim ki; biz çok diken üstüyüz. Gideceğimiz yerleri kısıtlıyor, her sese tedirgin oluyoruz. Belki de 1 ay sonra her şey "normale" dönecek bizler için. Bu tedirginliği 7/24 yaşayan şehirlerdeki insanlara ne olacak? Bilemiyorum.Yaşamayınca o tedirginliği bu kadar umursayacak mıyız bizler? Bilemiyorum. Buraya sayfalarca yazayım, lanetleyelim terörü, sebep olanları falan filan. Hiç bir şey değişmeyecek. Olan gidenlere oluyor, geride bıraktıklarına oluyor. Kanatlar kırılıyor, evlerin direkleri yıkılıyor. Ve size bir sır vereyim ölüm giren o evlerin hiçbiri, hiçbir zaman "normale" dönmüyor...


Yorumlar

Piece Of Instagram

Piece Of Cake Facebook